Seni ne Hürriyet gazetesi kovdu gazetesinden ne de Habertürk gazetesi kapı dışarı etti. Seni bizler koruyamadık Bekir ağabey! Sana bizler sahip çıkamadık ey bağımsızlığın, özgürlüğün ve cumhuriyetin aslan yürekli evladı! Seni bizler kapı dışarı ettik. Çünkü yıllar var ki bizler; seni koruyabilecek o capcanlı ruhlarımızı, sevabı olmayan ulufe ve sadakalarla takas ettik.
Sen Bekir ağabey! Osmanlının külleri üzerinde neredeyse teneşir mahallinden kalkarak ayaklanan bir milletin, Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme karşı vermiş olduğu kutlu savaşın, anlamını yitireceği bir noktaya doğru Türk Milleti’nin hızla yaklaştırılmakta olduğunun altını çiziyor ve bunu yazılarınla yoğun kitlelerle paylaşıyordun.
Sen Bekir ağabey! Ülkemizin coğrafi olarak eyaletlere ayrılmadan önce, sosyal olarak, siyasal olarak, hukuksal olarak ve daha sayabileceğimiz çok sayıda vazgeçilmez dinamiklerimiz yönünden ayrışmalara sahne olmakta olduğunu, dinleyen yüreklere çağlayanlar misali aktarmanın gayreti içerisindeydin ve bunda da oldukça başarılıydın.
Sen Bekir ağabey! Türkiye Cumhuriyeti Devleti"nin bölünmez bütünlüğünün teminatı olan milli sigortalarımızın miadının sonlandırılacağını, halkımızın can ve mal güvenliğinin garantörü saydığımız, olmazsa olmaz kurumlarımızın da niteliksiz ve işlevsiz hale getirileceğinin tehlikesini, kulakları sağır edercesine haykırıyordun ve bu taleplerinin umut vaat eden akisleri ise, millet vicdanında uyandırıyordun. Ve sen Bekir ağabey! Bir yazında aynen aşağıda belirttiğin noktalara dikkat çekiyordun.
“Önünden geçtiğiniz koruluk, gözlerinizin gördüğü son ormanlık, havada uçan kuşlar, yaz anılarınızdaki beyaz kumlu koylar...
O sincaplar...
O fıstık çamları...
Boş arsadaki anne köpek...
Tümü bu referandumdaki “gizli maddenin” içindedir...
Bilirsiniz, doğayı hiç sevmezler arkadaşlar...
Söz konusu çıkar, avanta, beleş olduğunda, çevre-mevre dinlemezler...
Ama bir sorun var:
Çoğu çevre-doğa yağmalarını, başvuran olursa Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay ve yüreği-vicdanı olan yargıçlar önlüyor:
— Ormanları, tarım alanlarını, doğal sit bölgelerini sanayiye açan yasa çıkarttılar, konu yargıda...
— Ormanlar kesilerek, yakılarak, açılarak kurulmuş dinci varoş mahallelerini ve oy deposu varoşları, üzerinde oturana verip (2B Yasası) seçimde büyük bir siyasi vurgun planlıyorlar, ama kanun altı kez Anayasa Mahkemesi’nden döndü...
—Kentsel dönüşüm ve gelişim alanları” adı altında yeni rant bölgeleri açacaklar, Anayasa’ya ve yasalara uymuyor...
— Kaz Dağları’nın madencilere açılması yargıdan döndü, dinlemediler, yine yargıda...
— Törenlerle bir bir açılan HES’ler mahkemede...
— Kıyıları-koyları kendilerine yakın işadamlarına ve yabancı ortaklarına satacaklar, yüksek mahkemeler engelliyor...
— Arap emirleri, İstanbul’un ormanlarını koruluklarını- hazine arazilerini kapatmak için bekliyorlar, olmuyor...
Saymakla bitmez...
Kısacası; büyük rant var...
Para...
Oy...
Ama yargı izin vermiyor...
İşte; bu referandum doğanın da kaderidir...
Beyaz kumlu koyların, ormanların, ırmakların, çocukların oynadığı arsanın, ağaçlıktaki sincabın, önünden geçtiğiniz koruluğun...
O fıstık çamının öyküsüdür referandum..."
Seni ne Hürriyet gazetesi kovdu gazetesinden ne de Habertürk gazetesi kapı dışarı etti. Seni bizler koruyamadık Bekir ağabey! Sana bizler sahip çıkamadık ey bağımsızlığın, özgürlüğün ve cumhuriyetin aslan yürekli evladı! Seni bizler kapı dışarı ettik. Çünkü yıllar var ki bizler; seni koruyabilecek o capcanlı ruhlarımızı, sevabı olmayan ulufe ve sadakalarla takas ettik ve kar topu gibi büyümüş ve şahlanmış "evet" çıkardık referandum sandıklarımızdan.