“Şehitler ölmez, Vatan bölünmez” diye göğüsleri kabartan cümle neredeyse %50 nispetinde gerçekleşti sayılır. Ölse de canlı kalacak olan Mehmetler artık ölmüyorlar. Buraya kadarı şimdilik gerçekleşmiş gözükmekte… Ancak “Vatan bölünmez” kısmı şüpheli bir durum arz etmeye devam ediyor…

Ancak bütün bunlardan çok daha önemli bir meseleyi istişare edelim şimdi. Şehit vermeyeceğiz belki. Belki vatan da bölünmeyecek. Fakat bundan daha elim ve daha vahim bir gaflet günahı ki, devlet ve hükümet eliyle bir düzine yıldır işlenmekte…

Bugünlerin en hazin ve en fecaat gelişmeleri anlamını da yükleyebileceğimiz vaziyetimiz odur ki; tarihin bu kasvetli günlerinde yeni “Serv Antlaşması”nın metin ve maddeleri maalesef milli meclisimizde kendi millet temsilcilerimiz tarafından yeni anayasa başlıkları altında kaleme alınmaktadır. Yani söylenebilir ki, milletimizin derin tarihi böylesi mahmurluğu, ya da dalaleti ve belki de böylesi bir ihaneti hiç bu kadar katmerli olarak tatmadı.

Sakarya’da Misak-ı milli ile Yunan “megali idea”sı 20. asrın ilk çeyreğinde çarpışmış ve emperyalizmin tüm vahşet hevesleri Sakarya kıyılarına ebediyen gömülmüştü. Ne var ki emperyalizmin yok edildi sanılan bu meşum projeksiyonu, şimdi masa başlarında ve üstelik kendi milli meclis kubbemiz altında tekrar diriltilmiştir. Şimdi daha ucuz ve zahmetsiz bir şekilde çıkartılan mütekabiliyet yasası ile vatan toprakları yabancılara tek celsede satılabilmektedir. 600 dönüme kadar olan yurt arazileri her yabancıya yeşil dolarlar karşılığında peşkeş edilebilmektedir. Oysa bizim bir parolamız vardı. Kanla alınan ancak kanla verilebilirdi. O muhteşem parolamızı mahvedenleri yakalarından tutup sersemletmek için yaklaşan seçim seçeneğinde doğruyu işaretlemeyenleri tarih, millet ve Allah affetmeyecektir.

Hoşça kalın…