1931 yılında idam edilen bir millet kahramanından bahsetmek istedim bugünkü yazımda. Bağımsızlık ve hürriyet hissiyatını bir haysiyet kavramı olarak yüreğine kazımış bir mücadele adamından söz açmak istedim bugün.
Bağımsızlık ve hürriyet hasletlerini ancak rüyalarında yaşayanlar, aslında dünyalarını kendi elleriyle ürettikleri firavunlarına armağan edenlerdir. Kendi firavunlarını üreten toplumların ise, iflahı mümkün değildir.
Anadolu’da emperyalizme karşı direnen Türk milletinin mücadele ruhundan ilham alan Libya’nın bağımsızlık önderi Ömer Muhtar 1922 yılında İtalya'da iktidara gelen Faşistlerin Libya'yı sömürgeleştirme politikasına karşı 1923'te Berka'da bir direniş hareketi başlatmıştır.
1862 yılında, Libya'nın Defne bölgesinin Batnan kasabasında dünyaya gelen Ömer Muhtar, Münifiye kabilesinin içerisinden çıkmış, millet, vatan, inanç ve iman adresinde feyizlenmiş izzet ve şeref sahibi bir mücadele adamıdır.
Mısır'ın İngiliz işgalinde olması, Osmanlı devletinin deniz gücünün neredeyse olmaması, İtalya’nın emperyalist heveslerini kudurtmuştur. Libya'yı kolay lokma gören İtalyanlar, 27 Eylül 1911'de Osmanlı hükümetine verdikleri ültimatomla Trablusgarb'a çıkarma yapmışlardır. 
Bir iki hafta içinde Libya’nın işgalini tamamlama hesabı yapmış İtalyanlar, bir avuç Osmanlı kuvveti ile dayanışma içindeki Libya halkının direnişi ile şok yaşamıştır. İtalyanlar Libya sahillerine hapsolmuşlardır ve ilerleyememişlerdir. Ne var ki, Balkan harbinin başlamasıyla Osmanlı devletinin Libya ile tamamen ilgilenemez duruma düşmesiyle Libyalılar kendi kaderleri ile baş başa kalmışlardır.
Ömer Muhtar’ın önderliğinde Libyalı milisler ülkelerini kahramanca savunmuştur. Fakat tanka, topa, üstün Avrupa teknolojisine karşı verilen uzun mücadelenin ardından 15 Eylül 1931 Ömer Muhtar yaralı olarak yakalanmış ve esir edilmiştir. İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarılmış ve idama mahkûm edilmiştir. Ömer muhtar, kendisine idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tarihsel konuşmayı yapmıştır.
"Hüküm ve karar yalnız Allah'ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" (Biz Allah'ın kullarıyız ve sonunda ona dönücüleriz." Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıkmıştır. 
Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil Libya dağlarına son bir kez daha bakarak, ebedi âleme kanatlanan Ömer Muhtar’a mahkemede Libya'yı işgal edenlere karşı neden durmadan savaştığı sorulduğunda şu cevabı vermişti: 'Dinim ve vatanım için'. Yine Ömer Muhtar’a, 'senin hayatını bağışlarsak hayatının geri kalan yıllarını huzur ve barış içinde geçireceğine söz verebilir misin?' diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir. ‘Vallahi siz benim memleketimden çekip gidinceye kadar sizinle savaşmaktan bir an bile vazgeçmeyeceğim. Bu uğurda ölümse akıbet hoş geldi, sefa geldi. Eğer elerim bağlı olmasaydı bu yaşlı ve bitkin halimle bile çıplak ellerimle sizinle boğuşmaktan bir an bile tereddüt etmezdim. İşte 'ben bu uğurda ölüyorum. Bundandır ki, akıbet hoş geldi ve sefa geldi’ demiştir.
Tarihin çok garip bir cilvesidir ki, Batının Libya müdahalesinde bizler Ömer Muhtarların yanında olmadık. Bağımsızlık mücadelesinin ilhamını bizlerden alan Ömer Muhtarın mücadelesini kendisine bayrak edinmiş ve onun zincirlere vurulmuş haldeki resmini göğsüne bir madalya gibi asarak İtalya’ya ziyarette bulunan, Muammer Kaddafi’ye karşı bizler, İtalya ile birlikte olduk. Emperyalizmin vahşet kokan zulmünü İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’nin yüzüne haykıran Muammer Kaddafi’nin bağırsaklarına odun dolduran teröristlerin yanında taraf olarak ve medeniyet teamüllerimize sırt çevirerek, tarihimizin belki de ilk kara lekesini resmettik.