Laik Türkiye’yi “Ilımlı İslam”a dönüştürüp, Müslüman Dünyasına “Rol Model” göreviyle oluşturulupiktidara sürülen AKP –belki de Tayyip Bey demek daha doğru- yolun sonuna geldi gibi.

ABD önderliğindeki Batı Kampının İran ile anlaşması AKP için bu hususta son darbedir.

Artık ne “Arap Baharı” ne “Kardeşim Esat” ne de en bağnaz Arap Ülkelerinden Suudiler ve Katar ile ortaklaşa “Mezhepçilik”, Sam Amca ve şürekâsı için bölgemiz bakımından revaçta değil.

Gerçi İran meselesindeki yumuşama ekonomimiz için müsbet sonuçların sinyalini verdi ancak, buolumlu gelişme “zararın azalması” benzeri, “Cari Açık”ı azaltıcı tesirden ileri gitmez.

Asıl gereken yeniden “üreten ekonomi” modeline dönüp, cari açık üreten gidişi tersine çevirmektir.

Şimdiki halde ABD’nin gündeminde RTE’ye “taşeronluk” verilecek bir tek görev var:

Birinci Dünya Savaşı yıllarının “Wilson Prensipleri” ve “Sevr” uyarınca “Kürt Devleti” kurulmasına katkıda bulunmak.

Amma, Tayyip beyin bu hususta da kafası karışık. Zihninde tek hedef var, CB olmak; Bunun için de her çareye başvuruyor.

İçerde “Çözüm” için, “Açılım” uyarınca Öcalan ve PKK/BDP/KCK üçlüsünü muhatap alırken, Suriye sınırında, PKK’nın Suriye şubesi PYD’ye karşı olmak, bu kafa karışıklığını örneklemiyor mu?

Keza, Irak için “Merkezi Yönetim” ile (Maliki’yle) bozulan ilişkileri, ısıtmaya çalışırken, Maliki-Barzani arasındaki sorunların en başında gelen “Petrol” meselesinde, Barzani’nin, Bağdat’ı By-Pass etmesini sağlayacak “Petrol Boru Hattı” kolaylığı Barzani’ye sağlanırsa; Maliki buna rağmen ilişkileri iyileştirmek üzere gösterilen niyetin halisane olduğuna nasıl inanır?

ABD Yönetiminin arkasında olduğu artık açık olan Mısır yönetimi ile “Mursi” uğruna “Papaz olmak” Sam Amcanın gözünden kaçar mı?

Hele bu sorunu “davul-zurna” ile ilan demekten farksız “Büyükelçi Krizi” ayyukta iken, bu mümkün mü?

“Tek Adamlık” her zaman zordur; Herkes bunu kolay kolay taşıyamaz!

Ne “Dini” ne de “Ulusal” ÖNDERLİK Tayyip bey için pek mümkün değil artık…

Bunun böyle olduğuna delil değil mi acaba Dershaneler üzerinden “Cemaat” ile ipleri kopartmaya çalışmak?

Tayyip beyin bu kafa karışıklığı sadece içerde değil, dışarıda da tezahür ediyor.

Son Putin görüşmesindeki, muhatabına, cevaplanmayan, “Bizi (Türkiye’yi) de Şangay Beşlisine (Şangay İşbirliği Örgütüne) alsanıza” demesi acaba bu kafa karışıklığının bir tezahürü mü? Yoksa ABD tarafından verilen “Misyonu” bitirilen adamın “Delikten süpürülmemek”(Egemen Bağış’ın sözlerini hatırlayınız) için bir çıkış arayışı mı?

Yeri gelmişken Şangay İşbirliği Örgütü’ kısaca anımsarsak, örgüt ilk toplantısını yaptığı Çin’in Şanghay kentinin ismi ile anılıyor.

Başlangıçta Çin, Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan’dan oluşuyor. Sonra Özbekistan katılıyor. ABD ve Batıya karşı bir savunma örgütü/güvenlik paktı.

Özünde Petrol, Doğalgaz ve Su gibi, önümüzdeki onyıllarda stratejik önemi daha da artacak ekonomik değerler esasında bir ekonomik işbirliği amacı da var.

Gerçi bu yapının ABD başta Batı Dünyasının değerleriyle “Defosu” demokratik olmayan devletlerin örgütü olması.

167 ülkeyi kapsayan “Dünya Demokrasi Endeksine” göre Rusya 102., Kırgızistan 111., Kazakistan 120., Çin 138., Tacikistan 149., Özbekistan 160. sıradalar.

ŞİÖ’yü oluşturanlardan sadece Rusya “Karma rejim” (Demokrasi ile diktatörlük arasında) diğerlerinin hepsi “Totaliter” rejimler.

Ancak şu acı gerçeği de bilmeliyiz: 10 yıldır Tayyip bey iktidarındaki Türkiye, 167 ülkeyi: 1) İşleyen Demokrasi, 2) Kusurlu Demokrasi, 3) Karma Rejim, 4) Otoriter Rejim olmak üzere 4 ana kategoride tasnif eden “Dünya Demokrasi endeksinde 89. sırada “Karma Rejim”ler arasında yer alıyor; “Kusurlu Demokrasi” bile değil.

“Karma Rejim” olarak gösterilen Türkiye, bu yıl, geçen yıla göre 2 basamak aşağı inip 89. sırada yer almış. Yani bizimkilerin “İleri Demokrasi” dediğine dünya “Kusurlu Demokrasi” dahi demiyor.

“Yetmez ama EVET”çilerin, “İleri Demokrasiyiz” türküsü söyleyenlerin kulakları çınlasın!

Gerçi bazı aydınlar “ŞİÖ üyeliğini ağza almak bile Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırmak, 250 yıldır süren ‘Batılılaşma’ çabasına darbe indirmekten başka şey değil” diyorlar ve özünde haklılar fakat yukarıda zikrettiğimiz gerçeğe de göz kapamak olmaz:

Bu durum belki Tayyip beyin kafasını karıştırabilir fakat Türk Ulusunun kafasını berraklaştırmalı.

Hem insaflı olalım; AKP iktidara seçimle geldi, bu bir, İkincisi de üç seçimi de kazandılar.

Şimdi görev 30 Mart’ta bu “Karma Rejim”den kurtulma iradesini göstermesi gereken

-başta muhalefet partilerinin- seçmenlerde, değil mi?

Muhalefet, aday belirlerken “kapalı devre/içe dönük” davranmayıp, şimdiye kadar kendisine oy vermemiş seçmenlere de dönük olup, seçim kazanmaya öncelik vermeli, değil mi?

Ne dersiniz?